En am suresi 13. ayet ne için okunur ?

Deniz

New member
En'am Suresi 13. Ayet Ne İçin Okunur? Bir Ayetin Gölgesinde Değişen Hayatlar

Geçenlerde eski mahallemizde yaşanan bir olayı hatırladım. Belki sizin çevrenizde de benzer bir durum yaşanmıştır. İnsan bazen çaresiz kaldığında bir kapıyı çalmak, bir dostla konuşmak ya da içini rahatlatacak bir dua okumak ister. Kimi derdine bir çözüm arar, kimi de yaşadıklarının anlamını kavramaya çalışır. İşte anlatacağım hikâye, böyle bir arayışın içinden doğuyor. Hem En'am Suresi'nin 13. ayeti hakkında konuşalım hem de bir ayetin insanın hayatına nasıl farklı bir pencereden bakmasını sağlayabileceğini birlikte düşünelim.

1. Bölüm: Mahallenin Eski Saatçisi ve Bitmeyen Endişeler

İstanbul'un eski semtlerinden birinde, dar bir sokağın köşesinde küçük bir saatçi dükkânı vardı. Dükkânın sahibi Mehmet Usta, altmış yaşını geçmiş, hayatı boyunca kırılmış saatleri onarmış bir adamdı. Ona göre her saatin bir çalışma düzeni, her arızanın da bulunması gereken bir sebebi vardı. Bir saat durduğunda önce mekanizmayı inceler, sonra parçaları tek tek kontrol ederdi. Sorun ne kadar karmaşık olursa olsun, acele karar vermekten hoşlanmazdı.

Ancak kendi hayatındaki bir soruna gelince aynı sakinliği koruyamıyordu.

Eşi hastalanmış, oğlu işini kaybetmiş, yıllardır biriktirdiği para da dükkânın masraflarını karşılamakta zorlanır hâle gelmişti. Mehmet Usta geceleri uyuyamıyor, sabahları kepengi açarken bile aklından türlü ihtimaller geçiriyordu. Her şeyi bir plana bağlamak istiyordu ama hayat, onun hazırladığı hiçbir plana tam olarak uymuyordu.

Bir sabah dükkâna mahalleden Ayşe Hanım geldi. Ayşe Hanım, yıllarca okulda öğretmenlik yapmış, emekliliğinden sonra da mahalledeki çocuklarla ve yaşlılarla ilgilenmeye devam etmişti. İnsanların anlattıklarını sabırla dinler, çoğu zaman hemen öğüt vermek yerine önce onların ne hissettiğini anlamaya çalışırdı.

Mehmet Usta'nın yüzündeki yorgunluğu fark etti.

"Mehmet Bey, bir süredir kendinizi hiç dinlendirmiyorsunuz. Bir şey mi oldu?" diye sordu.

Mehmet Usta önce geçiştirmek istedi. Sonra içindekileri anlatmaya başladı. Borçlarını, oğlunun geleceğini, eşinin hastalığını ve elinden geleni yaptığı hâlde neden bir türlü rahatlayamadığını dile getirdi.

Ayşe Hanım onu dikkatle dinledi.

"Her şeyi çözmeye çalışıyorsunuz," dedi. "Ama bazen insanın yalnızca çözüm aramaya değil, içindeki korkuyu anlamaya da ihtiyacı oluyor."

Mehmet Usta bu söz üzerinde düşündü. Ona göre sorunların çözümü hesap yapmak, seçenekleri değerlendirmek ve harekete geçmekti. Ayşe Hanım ise bunların yanında insanın ruhunu da ihmal etmemesi gerektiğini hatırlatıyordu.

İkisi de haklıydı. Fakat hayatın karşılarına çıkardığı mesele, yalnızca para hesabıyla veya güzel sözlerle çözülemeyecek kadar büyüktü.

2. Bölüm: En'am Suresi'nin 13. Ayetiyle Tanışma

Birkaç gün sonra Mehmet Usta, cuma namazından çıkarken yıllardır tanıdığı Hasan Hoca ile karşılaştı. Sohbet sırasında son zamanlarda yaşadığı sıkıntılardan söz etti. Konu dua etmeye gelince, Hasan Hoca ona En'am Suresi'nin 13. ayetini hatırlattı.

Mehmet Usta eve döndüğünde Kur'an-ı Kerim'i açtı ve ayetin mealini araştırdı. Karşısına şu anlam çıktı:

"Gece ve gündüzde barınan her şey O'nundur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir." (En'am Suresi, 6/13)

Ayet kısa görünüyordu ama Mehmet Usta'nın zihninde uzun süre yankılandı. Gece ve gündüzde var olan her şeyin Allah'a ait olduğunu bildiren bu ifade, ona kendi hayatını yeniden değerlendirme fırsatı verdi.

Günlerdir her şeyi kontrol etmeye çalışıyordu. Oğlunun iş bulmasını, eşinin iyileşmesini, dükkânın gelirinin artmasını, borçlarının azalmasını istiyordu. Bunların hepsi anlaşılabilir dileklerdi. Ancak her sonucun kendi çabasıyla belirlenemeyeceğini kabullenmekte zorlanıyordu.

Ayet ona bir anda bütün sorunlarının çözüleceğini söylemiyordu. Fakat sahip olduğunu düşündüğü kontrolün sınırlarını fark etmesine yardımcı oluyordu.

Hasan Hoca'nın sözleri de aklına geldi:

"İnsan dua ederken yalnızca istediği şeyin gerçekleşmesini beklememeli. Bazen dua, yaşadığı olaylara daha sabırlı ve daha bilinçli yaklaşmasına da vesile olur."

Mehmet Usta o akşam ayeti birkaç kez okudu. Ardından bir deftere ertesi gün yapması gerekenleri yazdı. Borçlarını yeniden hesaplayacak, dükkânın giderlerini gözden geçirecek ve oğluyla açıkça konuşacaktı.

İlk kez uzun zamandır hem dua etmeye hem de elinden geleni yapmaya aynı anda yöneliyordu.

3. Bölüm: En'am Suresi 13. Ayet Ne İçin Okunur?

Bu noktada hikâyeye kısa bir ara verip ayetin anlamını biraz daha yakından ele almak gerekiyor.

En'am Suresi'nin 13. ayeti, Allah'ın gece ve gündüzde bulunan her şeyin sahibi olduğunu bildirir. Ayetin devamında Allah'ın her şeyi işiten ve bilen olduğu vurgulanır. Bu anlamıyla ayet; Allah'ın kudretini, mülkiyetini ve her şeyden haberdar oluşunu hatırlamak, insanın kulluk bilincini güçlendirmek ve Kur'an üzerinde düşünmek amacıyla okunabilir.

Peki, halk arasında bu ayet hangi niyetlerle okunur?

Bazı insanlar sıkıntılı zamanlarında iç huzuru bulmak, korkularıyla baş etmek, Allah'a sığınmak ve manevi yönden güçlenmek amacıyla ayeti okur. Bazıları da hayatındaki belirsizlikler karşısında Allah'ın her şeyi bildiğini hatırlamak ve tevekkül duygusunu geliştirmek ister.

Burada önemli bir ayrım var: En'am Suresi'nin 13. ayetinin belirli bir dileği mutlaka gerçekleştireceği, borçları kesin olarak bitireceği, bir kişiyi mutlaka koruyacağı veya belli sayıda okunduğunda özel bir sonucu garanti edeceği yönünde güvenilir bir dinî delil ortaya konulmadan kesin hükümler verilmemelidir.

Kur'an ayetlerini okumak başlı başına bir ibadet ve tefekkür vesilesidir. Ancak bir ayetin anlamını, kaynaklarda bulunmayan özel bir formüle dönüştürmek doğru değildir.

Mehmet Usta'nın hikâyesinde de ayetin önemi, sihirli bir sonuç doğurmasından değil, onun düşünce biçimini değiştirmeye yardımcı olmasından kaynaklanıyordu.

Belki de şu soruyu kendimize sormalıyız: Bir ayeti yalnızca istediğimiz şey gerçekleşsin diye mi okuyoruz, yoksa onun anlamını kavrayıp hayatımıza taşımak için de zaman ayırıyor muyuz?

4. Bölüm: Oğlunun Kararı ve İki Farklı Bakış Açısı

Mehmet Usta'nın oğlu Murat, otuzlu yaşlarının başındaydı. Üniversiteden mezun olduktan sonra uzun yıllar özel sektörde çalışmış, ancak şirketindeki küçülme nedeniyle işsiz kalmıştı. Babası onun yeniden iş bulmasını istiyor, Murat ise bir süre sonra kendi tamir ve bakım işletmesini kurmayı düşünüyordu.

Mehmet Usta bu fikre karşı çıktı.

"Önce düzenli bir iş bulmalısın. Şu anda yeni bir girişimin riskini alamayız," dedi.

Murat da babasının kaygısını anlıyordu. Fakat her ay iş ilanlarına başvurup cevap beklemekten yorulmuştu. Birkaç eski iş arkadaşıyla konuşmuş, çevredeki küçük işletmelerin teknik bakım ihtiyaçlarını araştırmış ve düşük maliyetli bir başlangıç planı hazırlamıştı.

Baba ile oğul arasındaki tartışma kısa sürede büyüdü. Mehmet Usta, oğlunun yeterince gerçekçi davranmadığını düşünüyordu. Murat ise babasının geçmişte işe yarayan yöntemlere fazla bağlı kaldığına inanıyordu.

Akşam yemeğinde Ayşe Hanım da onlara katıldı. İkisini de dinledikten sonra şu soruyu sordu:

"İkiniz de ailenizin iyiliğini istiyorsunuz. Peki, birbirinizin neyi neden istediğini gerçekten dinlediniz mi?"

Bu soru, tartışmanın yönünü değiştirdi.

Mehmet Usta hesap yapmayı biliyordu. Murat'ın hazırladığı planı birlikte incelemeyi kabul etti. Başlangıç maliyetlerini, müşteri sayısını ve olası zararları hesapladılar. Murat ise babasının neden temkinli davrandığını daha iyi anlamaya başladı.

Ayşe Hanım'ın katkısı farklıydı. Evin içindeki gerginliğin yalnızca para meselesinden kaynaklanmadığını fark etmişti. Mehmet Usta oğlunun geleceği için korkuyor, Murat da işsiz kaldığı dönemde ailesinin gözünde başarısız görünmekten çekiniyordu.

Birinin stratejik değerlendirmesi, diğerinin duygusal ihtiyaçları fark etmesi, sorunun daha kapsamlı biçimde ele alınmasını sağladı. Üstelik bu özellikler cinsiyete bağlı değişmez kurallar değildi. Murat'ın duygularını anlamaya çalışması, Mehmet Usta'nın empati kurması, Ayşe Hanım'ın mali hesapları değerlendirmesi de mümkündü. İnsanların yaklaşımını belirleyen yalnızca cinsiyetleri değil, deneyimleri, karakterleri ve içinde bulundukları koşullardı.

Sonunda bir anlaşmaya vardılar. Murat önce küçük çaplı işler alacak, belirli bir gelir düzeyine ulaşmadan büyük bir borca girmeyecekti. Mehmet Usta da ona dükkânındaki kullanılmayan bazı ekipmanları ödünç verecekti.

Hiçbiri geleceğin kesinlikle istedikleri gibi olacağını bilmiyordu. Fakat artık belirsizlik karşısında birbirlerine karşı durmak yerine birlikte hareket ediyorlardı.

5. Bölüm: Bir Ayetin Toplumsal Hafızadaki Yeri
 
Üst